Friday, July 17, 2009

Gün 28: IL-2 Ends, Discharged for the Weekend

Sabah hemşire, doktorun söylemiş olduğu gibi 9 buçukta değil de öğleden sonra ikide çıkacağımızı, ilacın ancak o saatte biteceğini söyleyince, bir an ağlar mıyım diye endişe ettim. Nassı yani, dört saat fark, fazla "off" oldu plandan.

Neyse yine yapacak bir şey yoktu, tabi.

Sonra da zaten sıcakta dışarıda pek bir programımız olmadığını, çocukların oyun odasında eğlenebileceklerini düşündüm. Mahmut, Leyla ve Nehir önden oyun odasına gittiler, ben ise geceki uykusuzluğumu biraz olsun çekilebilir hale getirmek için duşa girdim.

Oyun odasına gittiğimde, bir masa etrafında oturmuş, ne olduğunu anlamadığım bir boyayla masa üzerinde, elleri köpük köpük bir "sanat" çalışması yapıyorlardı, yine evde denemeyin türden. Bunu da ilk kez gördüm. Traş köpüğüne boya katıp, karıştırıyorlardı. Ah, ama fotoğraf makinemin pili bitmişti. Hayal gücü, nehir ve Leyla beni görür görmez, "Anne bak" diye ellerini gösterdiler heyecanla

Biraz sonra Nehir kollarına bulaştırdı, ve canım acıyor demeye başladı. Ve Nehir'in çalışması bitti. Ben önce traş köpüğü bu, acıtmaz ki derken, birden aklıma kolundaki kurumuş bölgeler geldi, ve yanabileceğini anladım. Hemen, yıkayıp, e vitamini yağı sürdük. Rahatladı.

Ve saat üç gibi çıktık. Çıkmak derken, baba eşyamız ile shuttle'a bindi, biz kızlar, yürüyerek RMH'ye geldik.

İki günlük aramız başladı.

Bu kez RMH'de yeni insanlar var. Bir kadınla ayaküstü sohbet ettik. Son günlerde oldukça farklılaşıp, Nehir'in hastalığı konusunda güçlendiğimi hissediyorum. Konuşurken biraz daha rahatım. Sohbet ettiğim kadın, bazen eski fotoğraflara bakarken, kocama biz nasıl bu noktaya geldik, böyleyken diye soruyorum, dedi. Ben de, ben hiç bunu sormuyorum, sorgulamıyorum, günü yaşamaya çabalıyorum dedim. Fotoğraflara bakarken, ya da çekmiş olduğumuz videolara, aklıma gelmiyor bile. O ana geri dönmek istiyorum deyince kadın, ben takılmıyorum dedim geçmişe. Gerçekten de "normal" hayatımıza dönelim derken, geçmişe dönmek değil, geleceği, normal yaşamak var aklımda. Ama farkındalığı yüksek.

Bugün kitabı bitirdim. Morrie demişki, ölüm fiziksel olarak sevdiğinizin bedenini alabilir, ama ilişki ölmez. Bence sevgi ilişkiden de büyük bir şey. İlişki bir karşılıklılık gerektiriyor ama sevgi kendi içimizde, karşıızdakinden bağımsız, bize ait. Sınırsız.

Bu düşünceyi tekrarlayıp duruyorum zihnimde.

Hayat bu, yaşadığımız. Bundan daha iyisi daha kötüsü diye bir şey yok. Olduğu kadarıyla. "This is as good as it gets". Olanı yaşamak, olabildiğince zengin, derin deneyimlerle yaşamak yapabileceğimizin en iyisi. Bu da anı yaşamaksa, buna çalışmalıyım sadece.

Morrie yaşlanma ile ilgili diyor ki, hiç geçmişe dönmeyi istemedim, genç kalmayı. Çünkü yaşla gelen öğrenme, yaşamı farklı yaşama gençlikte yok. Bu çok doğru, ben de hep öyle düşündüm. Zaman zaman 30larda birkaç yıl asılı kalsam diye düşündüğüm oldu. Olgunlaşmaya başladığımı hissettiğim yaş, 30 oldu çünkü. Bu yıl ama yaşlanma bana cazip gelmeye başladı, bedensel olarak yaşlanmanın karşılığında ruhen gitgide özgürleşmeyi tadıyor insan. Tesadüf değildi, o yaşlı kadın figürü çıktı karşıma müzede. Bu yıl tüm korkularım karşıma çıktı. Bu yaşadıklarımız ama aslında korkacak bir şey olmadığı, hayatın bir bütün olduğunu, Yeşim'im söylediği, benim dün yazacakken atladığım, "tevekkül"ü anlattı bana. Aylar önce, bir eski yakınım, "Zeynep, tevekkül et" dediğinde, irkilmiştim, neyi kabul etmeliyim, ne demek şimdi bu diye...şimdi anladım iyice. Ya da anlamaya başladım.

Tüm öğretmenlerime! Hayata!

DipNot: Aman ha sakın ben çözdüm hayatın anlamını demiş olmayayım, yok yok o kadar da değil. Guru olmak öyle kolay değil. Sadece büyüyorum, ve kendi kendime büyüdüğümü farkedince hoşuma gidiyor. Hem de Nehir sağlıklı ve mutlu, belki de asıl yaşam sevincim ondan. Bir yandan da hayat bana artık tokat atmasın diye kendimi daha da hazırlıklı tutmak istiyorum. Derken yine tuzağa düşmüş oldum. Amaaan, varolmanın dayanılmaz hafifliği! Karmaşık, ortaya karışık bir yazı oldu.

3 comments:

  1. Hadi bende ortaya bir sey yazayim o zaman, tam tatile cikmadan once:)) Katiyyen sana karsit olsun diye degil, zaman zaman benim de kafami kurcalayan seyler yazdigin icin sadece.

    Guru olmak! Ne buyuk ve bana gore cok fazla anlamlar yuklenen bir soz. Insanların yasadiklari benzerlik gostersede, yasama sekilleri ve kosullari o kadar cok degisiklik iceriyor ki, kim neyin gurusu oluyor ben bazen hic anlamiyorum. Bence Sen bu okuduklarini zaten kafaca ve icinde bulundugun kosullarca hazir oldugun icin anliyorsun, hah iste o da benim gibi dusunuyor diyorsun, ama iki ay once bu kitaplari okuyamiyordun bile. Ama o kitaplar hep oradaydi. Senin kosullarin simdi seni bunlari dusunmeye hazir hale getirdi. Iyi ki de getirdi, sukurler olsun bugunumuze.

    Herkesin kendi icinde bir guru var, onun yolunu izlemesi en guzeli bence. Sevgi sinirsiz, kosulsuz, ama neye gore, kime gore, hangi kosullarda? Evlat sevgisi, cok cok cok cok dogru, sinirsiz. Ugruna canini verebilecegin tek sey. Korkacak bir sey yok lafi ise, evlatsa soz konusu olan, korkacak bir sey yokun otesinde, hem de cok otesinde! Oyle bir var ki, insanin kanini donduruyor.

    Benim buyuklerimden duydugum, ama yeni yeni oturttugum en sevdigim laf, "hazir olunca olur", "hazir olunca yapazrsin" dir. Hazir'ligin oyle cok kosulu var ki herkesce farkli olan ve gurularca bile formule edilemeyecek olan, iste "Guru"luk bana onun icin cok buyuk bir kelime gibi geliyor.

    Neyse, ben en cok isler yolunda gittigi ve sen bunlari yazabilecek seyleri dusunmeye basladigin icin cok ama cok mutluyum. Nehir saglikli ve mutlu, annesi de gelecekten cookk ama coook umutlu. Ne mutlu bizlere...

    Nurgun

    ReplyDelete
  2. Ben hala 'olum' konusunda korkagim. Hayatim boyunca olum ile ilgili en yogun dusundugum zaman Yasemin'in dogumundan sonraki 2 senedir. Ben ancak dusunebildim, ne Burak ile (Yasemin'e benim kadar yakin olan ve cok sevdigi bir insani kaybetmis birisi) ne de bir baskasi ile 'olum ve cocugum' hakkinda konusamadim. Psikologa gittim, onunla da konusamadim. Halbuki olmesinden korktugum tek kisi Yasemin'di hayatimda. Onunla yasadiklarimdan sonra yaslanip herhangi bir sebepten olen kisilere cok uzuluyorum ama kabul edebiliyorum. Yasemin'i kaybedebilecegimi dusundugum zamanlarda hep 'Hayir Hande, aklina bile getirme' dedim, cogu zaman da basardim. Kendimi baska seylerle oyalayabildim ve dusunceler beynimin arka taraflarina gitti. Basaramadigim cok zaman da oldu. Yasemin'in 3uncu ameliyata ihtiyaci oldugunu ilk duydugumda Londra sokaklarinda, Yasemin pusette, ben aglayarak yagmurun altinda dolasirken mesela....

    Tevekkul gercekten buyuk bir erdem. Insanin elindekine sahip oldugu icin sukredebilmesi cok guzel ve bir o kadar da zor. Ta ki konu saglik olana kadar ve onu kaybetmenin nasil bir sey olacagini yasayarak ogrenene kadar. Hep Allah'a sukrettim, caresi olan, zor da olsa, cozumu bilinen bir sorunumuz oldugu icin. Simdi de Nehir icin sukrediyorum, tedavinin her asamasinda cok guclu oldugu ve hep basardigi, basaracagi icin. Zeynep'cim, sen ve Mahmut'un bu gunleri atlatacak gucu bulabildiginiz icin... Leyla'cigim bu zor donemde 'kolay' bir abla oldugu icin...

    Birbirinize cok iyi bakin...

    ReplyDelete
  3. Heyyy, bu arada kaldi 96!!!!

    ReplyDelete