Wednesday, May 13, 2009

Sanat Ruhun Gıdasıdır




Bugün bir değişiklik yapalım dedik ve yıllar önce benim görüp, beğenip, geldiğimizden beri sıcak günlere sakladığımız "joker" etkinlik kartını kullandık bugün. "Menil Collection" diye özel bir sanat müzesine gittik. Yani yola çıktığımızda saat 11.00 olmuştu, dün akşam geç yatmış, sabah ise her zamanki saatinde uyanmış olan Nehir, arabada uyuyakaldı. "Dönsek mi" dedim, ama baba, "Döner ve kapıda gözünü açarsa, susturamayız" diye doğru bir noktaya işaret etti. Nehir'in güçlü sesinin üzerimizdeki etkisi bu derece, düşünün siz oktavı.

Nehir'i arabasına aktardıktan sonra, biz önce müzenin kitapçısına girdik. Sakin sakin kitapları inceledik. Sonra açık havada uyumaya devam etsin diye müzenin önünde bir banka oturduk. Bir an bir sanat eserine oturuyor olabilir miyiz endişe ettik, malum modern sanatta gerçeklikle sanat eserleri bazen ayrışmıyor. Neyse olmadığına kanaat getirip, güzel bir çimen kokusu, eskiden kalma klasik bir Amerikan kasabası sokak manzarası sakinliğinde oturduk, Nehir biraz uyuduktan sonra uyandı, ve "Annee, gezeliim" diyerek hareketlenmemizi sağladı.

İçeri girince önce çok ilgilenmeyecek gibi davranırken, "native" eserler bölümünde "yerli" maskeleri görünce, evdeki maske oyunlarından aşina, ayağa kalktı ve sonrasında birlikte güzel güzel gezdik. Bir odayı, "Measuring Your Own Grave" i ona gezdirmedim. "Ağır" geldi. En çok maskeleri sevdi, bir de eskiden kalma bir zırhı, üzeri iğnelerle dolu, "kirpi adam" diye ilgilendi. Magritte'in resimlerini anlatırken ona, bir anda "it's raining men" den etkilenmiş olabileceğini düşündüm veya vice versa.

Küçük bir koleksiyon ama zaten Nehir'le daha büyük bir yeri gezemezdik. Bana ise herhangi bir "art" biçimi, zihnimi dağıtıp, farklı şeyler düşündürttüğü için hep iyi gelen bir şey. Güzel bir kitap okumak, bir filme gitmek gibi. Ya da bir tiyatro.

Amerika'da gezdiğim her yerde mutlaka sanat müzelerine gitmişimdir. Ve her yerde bir şeyler bulunuyor. İnsanlar bir noktada kolleksiyonlarını müzelere bağışlıyorlar. Ders alınız yatırım amaçlı sanat eseri toplayan sevgili Türk Koleksiyoncuları. Bkz, adı İstanbul Modern olup, içeriği neredeyse sadece Eczacıbaşı Koleksiyonuyla sınırlı TR'nin tek modern sanat müzesi. Şebnemciğimin alanına girmiş oldum. O bilir.

Neyse bu bencileyin düşüncemden sonra, bu kez müzeye yakın bir yerde yemek yedik.

Değişiklik güzel oldu, ama Nehir'i restorandan arabaya oturtmak yine bir sorun oldu. Mümkünse biz hep gezeceğiz. Bilmiyorum kime çekti bu konuda???? Belki rivayete göre o yaşlarda evin sokağına girince arabada ağlamaya başlayan anasınadır.

Yemeğin sonuna doğru Dr. Özkaynak aradı. Çok ilgili bir doktor gerçekten de. Bize yardımcı olmaya çalışıyor. Bu arada yarın ch14.18 çalışmasıyla ilgili resmi bir açıklama yapılacakmış, ve akşam CBS kanalında, saat 18.30'da bununla ilgili bir haber olacakmış. Seyreden veya yakalayan olursa videoya çekerseniz çok seviniriz.

Sonrasında ise bir türlü bulamadığımız onun hastanesindeki finansçı ilgili aradı, ve daha iyi bir rakam vereceğine dair işaretler veren bir konuşma yaptı.

Tam kalkacakken ise Ali'nin babası aradı.

Yani biz sabahki "kaçamağımızdan" kendi gerçekliğimize böylece dönmüş olduk.

Bakalım. Seattle'dan da "çalışıyorum" diye bir e-mail geldi. Biz de "iyi çalış" diye bir cevap yazdık.

Akşam müzik dinlerken, Beatles, caz ballad derken yavaşlayan ritimde oynarken, bir anda çalmaya başlayan müzikte çoştu. Hangi müzik?

Barış Manço... Dağlar Dağlar, Kurban Olam, Yol Ver Geçem, Sevdiğimi Son Bir Olsun Yakından Görem... ama tam bir arabesk yorumuyla, ritmler, arkada yaylılar, her şeyiyle. Ben kendimi Beşiktaş-Sarıyer Minibüsündeki günlerime dönmüş hissederken sevgili kızım neşe içinde hoplamaya başladı bir anda!!!!

Gülümsedim ben.

Bense başka bir Türkçe şarkıya takıldım, Bülent Ortaçgil-Teoman, çok güzel denk düştü yine:

aman düşer ellerimden yere
oradan tahta boşluğa
saatler çalışır, izinsiz
hep bir sonraya
resimler sarı güneşsizlikten
duygular değişir
dostlar dağılır dört bir yana
kendi yollarına

ve sen, ben değirmenlere karşı
bile bile birer yitik savaşçı
akarız dereler gibi, denizlere
belki de en güzeli böyle
sen, ben değirmenlere karşı
uçurtma uçar sözlüğümden
geri gelmeyecek bir kuştur
yaşanmamış kırıntılar, sadece bir düş
zaman düşer

...

Fotonot: müzedeki heyecan, "dokunabilir miyim", yemekte su oyunu oynarken.

3 comments:

  1. Nehircik kendi bir sanat eseri o guzel kafasiyla. Ben de onu seyretmeye doyamıyorum...

    ReplyDelete
  2. yorum yazmakla yazmamak arasında gidip geliyorum sürekli okuyorum ama yazamıyorum nedense ..
    içsel bi duygu tüm kalbim ve dualarım sizinle
    sevgilerimle

    ReplyDelete
  3. Demek sonunda senenin o vakti geldi.... Havalar sicak ve 'joker' kullanildi. Mart'tan beri havalar isininca dediginiz zaman da geldi ve inanmayacaksiniz ama geciyor iste... Zaman geciyor ve Nehir'im bu yasadiklarini geride birakmaya daha da yaklasiyor.

    Canim Zeynep'cim, siz Nehir icin de Leyla icin de yapabileceginizin en iyisini yapiyorsunuz. Hayatta onlarin iyiligi, mutlulugu, sagligi icin ne varsa yaptiniz. Butun kapilari zorladiniz, zorluyorsunuz. Kizlariniz cok sansli ki anne ve babasi sizlersiniz. Bunu hic aklinizdan cikarmayin.

    Leyla ve Nehir buyuyecek, sizin onlara kazandirdiginiz tum ozguven ve sevgi, saygi hisleriyle mutlu, yasamdan tat almasini bilen, sevgilerini ifade edebilen, tuttugunu koparan ama hirsina yenilmeyen, basarili, caliskan kisacasi ornek insanlar olacaklar. Siz de gururla seyredeceksiniz. Gozlerinizde, dudaklarinizda gulumseme ile gururla seyredeceksiniz. Yasaminizin o zamani geldiginde donup bakacaksiniz ve 'ne kadar cabuk gecti' diyeceksiniz. Akliniza bugunler ile ilgili hastaneler, ilaclar, dressing change'ler degil parklar, bahceler, muzeler gelecek.

    Omurumuzun o vakti geldiginde yuzumuzde bir gulumseme, kalbimizde sevgi, gurur ve saygi ile cocuklarimizi seyredecegiz.

    Sizi cok ozledim. Birbirinize cok iyi bakin.

    ReplyDelete