Monday, September 6, 2010

Nehir'e Veda

Nehir'imizi yarın öğlen, çok sevdiği oyun parkının yanından, Bebek Cami'nden, pembelerle uğurlayacağız...

Sunday, September 5, 2010

Nehir'im Evine Dönüyor

Yarın Nehir ile birlikte Türkiye'ye uçuyoruz. Böyle olmasını hiç istemedik.

Saturday, September 4, 2010

Nehirim Akıyor


Nehir'im borularından kurtulmak üzere, her şeyi çok güzel yaptı. Annesinin, babasının, ablasının bir tanesi.
Sizleri yanıltmak istemedim ama nasıl yazacağımı da bilemedim. Nehir bu akşam halası, babası, Cengiz Amcası ve benim yanımda, kollarımda, kucağımda bize veda etti. Çok mücadele etti. Biz de, o da. Ama bedeni artık yoruldu. Kederi de sevgisi de sonsuz kalbimde.

Kızlarım

Friday, September 3, 2010

Mücadeleye Devam

İçimden yazmak gelmiyor, izninizle.

Zor.

Dr. Pon, ülkenin farklı yerlerindeki yoğun bakımcılardan gelen önerilerle birkaç şeyi deniyor.

Zor.

Bugün Leyla beş dakika geldi. Nehir'e bir ayıcık getirmiş, yatağa koyduk. Yüzüne yetişemedi, elinden öptü. Hemşire makinayı, boruları açıkladı. Biraz şaşkın, biraz kaygılı. Ama ben onu dışarıda tutmak istemedim.

Babayla düşünüyoruz, hangi karar yanlış oldu, nasıl oldu...Fotoğraflara bakıyoruz. Bekliyoruz.

Nehir'i içtenlikle kalbinizde, dualarınızda tuttuğunuz için teşekkür ediyorum.


Thursday, September 2, 2010

Mücadele

Nasıl toparlasam. Dün gece "nöroblastom destek grubu"ndan gelen yanıt umut tazeledi.

Sabah daha güçlü başladım. Bu kez doktor, Dr.Pon, iki gündür Nehir'in diğer makina ile iyiye gitmediğini, farklı bir makinaya geçireceklerini söyledi (oscillator). Teknik olarak farklı. Neyseki sözünü ettiğim anne de bana o makinayı da yazmıştı mailinde.

Yeni makinaya ilk geçtiğinde, olumlu başlamadı Nehir.

Sonrasında Dr. Pon benimle konuştu. Olasılıkları, istatistikleri...Zorlandım.

Ve şunu dedim, yine: "Biz her şeyin yapıldığını bilmeliyiz, vazgeçmeyeceğiz".

Ve ekledim: "Biliyorum yaptıklarınızda bir farklılık yaratmayacağını düşünüyorsunuz ama benim için lütfen Teksas ve (diğer çocuğun tedavi aldığı yer) Boston ile konuşun" dedim.

Kendi ICU grubuna ve Dr. Gottschalk'a e-mail atmış. Ve makina ayarları ile oynayıp, birkaç müdahale deniyorlar, oksijen seviyesini arttırmak için.

Baba bu gece geliyor, yolda. Leyla'yı da Debra getirdi, akşam Zeynep ile kalacak.

Dualarınıza ihtiyacımız var. Biliyorum zaten bizimlesiniz, ve Nehir'i gönülden destekliyorsunuz. Nurgün: Nehir'i Ithaca'da, pembe taşlı evde hayal edelim. Vazgeçme. Önümüzde zor bir dönem var. Herkes yine kendi payına düşeni yapıyor olacak.

Wednesday, September 1, 2010

Bir Geri...

Ne yazsam bilemiyorum. Aklım tüm gün düşünmekten yoruluyor. Doktorları anlamaya çalışıyorum, sonra düşünüyorum, Zeynep ile (hala) düşünüyoruz, derken Özlem'den katkı geliyor...Bu kez geri dönüp doktorlara soruyorum, yine anlamaya çalışıyorum.

Bazen de iyice anlayınca, zorluğu daha iyi idrak edince, bugünkü gibi, bu kez kahroluyorum.

Tüm gün, her doktorun önünde, her "nasılsın" diyene ağladım.

Nehir daha çok kendisinin nefes alacağı modda yapamadı. Yanlış. Doğrusu, önceki modda akciğerlere basınç yaparlarken ve suyu dışarıda tutarken, dün bunu azaltmış oldular. Ama ciğerler su ile dolmaya başladı. Öğleden sonra öksürmeye ve öksürdüğünde sıvı çıkmaya başladı. Gece ise oksijenasyonu düştü. Aslında Dr. Bishop ilk haftasonu mekanizmayı anlatmış olduğu için, ben anladım. Genç fellow'a da sordum, mod değişikliği yaptı sanırım diye. Ama sıklıkla olduğu gibi sabaha kadar idare ettiler, beni de pek doktor yerine koymadılar, doğal olarak.

Her neyse.

Sabah Dr. Pon benim söylediğimi tekrarladı, günün içinde eski moda geçebileceklerini söyledi ama bekledi. Artık akşamüzeri olduğunda, oksienasyon iyice gerileyince, değiştirdi.

Şimdi bir adım geri gittik. Aslında sanıyorum üç adım gibi. Çünkü akciğerde sıvı yokken, sıvı var. Ve bu modda yavaş yavaş 20'ye inmişken, 24'ten başladık.

Bu arada Nehir çişiyle fazla suyunu atmaya devam ediyor, creatinin 1.3'e geriledi.

Bir yandan da ama Dr. Pon bugün nasıl yanık hastalara çok fazla sıvı verdiklerini ama bu tabloyla karşılaşmadıklarını da söyledi. Şimdi yazarken düşündüm de, onların "vascular leakage" i yok ki, demeliymişim. vascular leakage varken sıvı yüklemekle aynı olmasa gerek.

Yani iş bu vascular leakage in geçmesini beklemek.

1 Ağustostan beri olanları düşünüyorum, düşünüyorum. Bir şekilde bu iş sonradan gelişti veya kötüleşti. Ve maaelesef, buna herkes hemfikir, önceki cuma günkü "travma", Nehir'i yere düşürdü. Sabah, Dr. Stone belki de yüzümden anladı ki, bunu bir kötüleşme olarak algılamayın, Nehir zaten bu durumdaydı, biz maskeliyorduk dedi.

Neyseki, Dr. Pon da gelip, zaman ayırıp, bana anlatıyor. Bu şekilde saygı görmek, olan biteni takip edebiliyor olmak bir parça iyi geliyor. Bir yandan da ama tabi başım ağrıyor. Gerçi bugün doktor ilk kez hemşire yerine bana sordu Nehir'in mod değişikliğinden sonra öksürüp öksürmediğini. Biliyor yanıbaşındayım, ve gözümün hep o monitörlerde olduğunu. Bilgi verebildiğim için, işe yaramış hissettim. Hemşireler arasında da tecrübe farkı kendini çok belli ediyor. Hem de birebir Nehir önlerinde olsa bile, esas olarak monitörden gelen alarmlarla takip ediyorlar. Ya da belli aralıklarla ilaçlarını değiştirirken, veya sıvıyı ölçerken görüyorlar diğer değişiklikleri. Onların işi, iş rutini, benim ise kızım.

Her şekilde bugün benim için zordu. Tüm gün kötü düşüncelerle boğuştum. Zeynep'in olması bana çok destek oluyor. Hesapta Nehir için istediğimiz bir şeydi, ama bana çok iyi geliyor. Yaw, Zeynep, hele akşam bilgisayardaki fotoğraflardan saçlarımın rengi konuşmasına beni sürüklemen süperdi!!! Gidi gidi, akıllı kadın, nasıl da konuyu dağıttın. Hem de kadınsı konularla!

Özlem'le konuştum günün sonunda. o da biraz rahatlattı. Sıvı yükünü küçümseyemeyeceğimizi söyledi. Ben de moralimi bozmadan önce bu sıvının gitmesini beklemem gerektiğine ikna oldum. Özlem'cim hadi senin sezgilerin doğru çıksın. Ben de ileride muayehanen olduğunda, bloga reklam alayım!!

Hadi Nehir'im, hadi bir tanem, yapabilirsin. Yapıyorsun. Güzel güzel şu suları, fazlalıkları at üzerinden!!! Seni çok seviyorum.

Bu gece tanıdığım, Nehir'i bilen bir tecrübeli bir hemşire, ve yine sevdiğim fellow var. Bu gece uyuyacağım sanırım.

LeylaNot. Bugün Leyla aradı. Kendisi ilk kez aradı. Yine sordu, "Kardeşim hala uyuyor mu" diye. Evet, dedim. "Benim gelmem yasak mı" diye sordu. "Yasak değil ama biz de bütün gün oturuyoruz" dedim. "Zaten Sloan daha güzel" dedi, "Orada kendi kendime odayı bulabiliyorum, Presbyterian o kadar güzel değil, o kadar renkli değil ve çok karışık" dedi. Sanıyorum o da bizimle olmak istiyor ama bir yandan da olmamasını kendi kendine de açıklıyor. "Orada uyumam yasak mı" dedi. "Hayır" dedim, "Ama biliyorsun ancak bir kişi uyuyabiliyor, yer yok" dedim. Biraz rahatladı sanırım. En şirini Emre'nin telefonu isteyip, Nehir'i sorup, onunla konuşmak istemesiydi. "Uyuyor" dedim, "Uyanınca, kendini iyi hissedince seninle de konuşur tabi, merak etme" dedim. Çocukları seviyorum.