Wednesday, October 7, 2009

Gün 110: Vardık!!!

Doğrusu tüm endişeler yersiz, kızımla harika bir yolculuk yaptık!

Kızımla, derken kızım DVD izledi, hatta kulağında kulaklık...Anne de kendi müziklerini dinledi. Yoldaki bir kazanın yarattığı yarım saatlik gecikme dışında, zamanında geldik. Son bir saatte uyudu.

"Sonra da bendeniz (Hande) vardım DFW havaalanına, kolay bir yolculuktan sonra. Çabuk biten customs and immigration işlemlerinden sonra.."

Ha ha bu da ben...neden bir ben bir Hande, çünkü Nehir'cim Hande'nin önce "Araba ıslak binme istersen"ine, sonra da, "Masa kirli krakeri koymayalım istersen" gibi uyarıları karşısında, ağlama krizlerine girdi. Tantrum sayılmaz, kucağımda söylendi durdu, "Hande gitsin" gibi kibar kibar!!!

Hala aklıma geldi. Nehir'in tantrumları karşısında, uyarıları "es" geçmeye çalışıyordu.

Sanıyorum Hande bugün öğreniyor. Don't mess with Texas!

Tabi şimdi her şey sakin. Hande'nin oyun odasından getirdiği kitaplar okunuyor, RMH'deki akşam yemeği sonrası.

Sırada tüm yolcuların uyku ile buluşmaları var. Kayde değer son not ise hava durumu ile ilgili, Houston'daki 90 kusür dereceden, buranın 68'i "ilginç" oldu. Sivrisinek yok! Bahçede rahat zaman geçirdik.

Handecim hoş gelmiş...Biz de.

HandeilebuluşmaNot: Handecim Nehir'i görünce bir güzel sarılıp, arkasını döndüki, aklına ben cağız geldi! Hellloooo, nice to meet you my name is Zeynep "oldum".

Tuesday, October 6, 2009

Gün 109: Yol Öncesi

Bugün Akşamüzeri Lale Teyze'ye gittik. Yarın hem Lale Teyze, hem de biz yola çıkacağımız için kısa bir ziyaretti. İstanbul'da buluşmak üzere ayrıldık. Mina kuzene bale "slippers" aldık. Derken, otoparkta arabanın altında biraz su gördüm. Hmmm, dedim, acaba bizimkinden mi, yoksa başka bir araba mı dedim. Saat akşam altı olmuştu bile.

Central Market'a gittik. Ve, evet, maalesef, arabanın önünden, su damlıyor. Engin araba bilgim der ki, sabah ilk iş "Ronnie the Mechanic" e git. Motor "su"yu, AC "su"yu ve tabi en güzeli silecek "su"yu aklıma gelenler. Yoksa motorda sadece "yağ" mı olur?

Birlaç zamandır araba durunca duyduğumuz AC bağlantılı, Tekin'in bir boru genleşme sesi dediği, sesin kaynağı boru, hangisiyse delinmiş midir?

Sorun çıkartmamış arabamız sorun çıkartacak zamanı mı bulmuştur?

Yarın sabah 9.00 da Hande'ye verilmek üzere iki "koca" bavul, ve Fort Worth için hazırladığım irili ufaklı sanıyorum toplamda 7 parça eşyayı arabaya taşımak üzere yardıma umuyorum ki sitedeki "maintanance" adamlar gelecek. Peki, ne yapsam, kocacım yetiiişşş, bir "kadın-araba-bavul" üçgeni belirdi!!! Üçgeni dörtgen yapacak kadının fendi erkeği yenmedi cinsinden bir "adam" lazım. Hani "ben evde bekleyeyim, çocukla sen de gidiver tamirciye" cinsinden!

Ya da sexist olmayan bir yaklaşım adına, doğrudan Gözdem'cim de yetişebilir bu duruma! Hay benim lastik de değiştiriveren becerikli, arabadan anlayan arkadaşım. Acaba Yeşim, fotoğraf makinesinde olduğu gibi bunda da sıralar mı olasıkları ve tahmini çözümleri.

Plan: Yola çıkacakmışız gibi, yüklenip, tamirciye gidip, "Bişey yok, su ekleriz seni idare eder" veda cümlesi duymak istiyorum. Yöntem: Ommmmm, rahatla, ommmmmm, rahatla.

Triple A, yani AAA aldım bugün yol için, ama bu yola çıkmadan oldu, güler misin ağlar mısın. Hande'cim de Fort Worth yolunda. Bakalım buluşmak hayal olmadan nasıl gerçekleşecek. Nassı??? Dizilerden daha heyacanlı.

Zeynep Erden Bayazıt, Houston, TX. Nehir'im sağlıklı ve mutlu!

TEKZİP: Yatmadan önce, Mahmut'u bir arayıp sorayım dedim, İstanbul'da sabahın erken işe gitme saati diye...Ne dese beğenirsiniz, "O AC suyu, normal"!!! Telefonda gülmeye başladım, kendi kurmaca dünyamdaki "halloween" etkili araba kabusum nedeniyle. Yani bayağı bi güldüm. Suni gündem yaratmak böyle bişi sanırım!! Yaw bazen kendimi acaip karikatür kadınlara benzetiyorum. Bu o anlardan biri oldu. "Ve Zeynep uyumaya gitti".

Monday, October 5, 2009

Gün 108: Hala Hoş Gitmiş

Hala evine, evi halaya kavuşmuş.

Biz sabah toparlanmaya çalştık, ama SKYPE derken, bana da çökmüş yorgunlukla, "pesto" soslu -Nehir "sos" kelimseini öğrendi bugün- makarna ile öğle yemeği üzerine ben uyumaya, Nehir de yanımda oynamaya başladı. Benim uyuma çabam Nehir'in değişik baltalama faaliyetleriyle son bulunca, biz de zaten uyanınca gideceğimiz Nursen Teyze ziyaretimize gitmek üzere yola koyulduk.

Biraz oturduktan sonra, Nursen Teyze kurufasulyenin yanına bulgur pilavı pişirirken, biz de Nehir'le parka gittik.

Açıklıyorum: Güvenilir kaynaklara göre Houston'da sivrisinek zamanı. Biz de bugün şahit olduk. Peşimizdeydiler. Nehir'e de bana da sürmüştüm, "repellent", lakin bana mısın demiyorlar idi. Zorlu bir yarım saatten sonra, hava 90 derece, ve fakat Nehir'im "ladybug"larıyla kendimizi yemeğin başına attık.

Houston, nemli, yağdı yağacak br hava ile birlikte sineklere teslim olmuş bir halde.

Anne bu gece erken yatma peşinde...Nehir'im uyudu bile.

"Anne, sohbet edelim mi?"
"Benim bir arkadaşım var, adı Mahmut Zeynep"

cümleleri kayda değer.

Kendince konuşmaya dahil olmak için yarı hayal, düzeltiyorum çoğu hayal hikayeleri karşısında, bugün Leyla, "Nehir'cim senin bu hikayen bir yıla bitmez, ben gitmeliyim" diyordu muzipçe.

Nehir sağlıklı ve mutlu, tantrumsuz bir gün geçirdik.

DipNot: Sahi sabah Nehir'in "Annee pideee, böreeek" diye uyandığını yazmayı unutmuşum!

Sunday, October 4, 2009

Gün 107: Halayı Yolcu Ettik


Sabah yağmurlu bir havaya uyandık. Zaten programımız, kahvaltı, aile boyu banyo ve dressing change idi. Ilgın'a bir "favour" yaparak, ikinci bir dressing change vakası yaşatmayayım, halaya da bir tecrübe olsun istedim.

Artık Nehir banyo bile yapmak istemediği gibi, banyoda rahatlayıp oyun da oynamıyor pek, sonraki işlem gerginliği nedeniyle. Babaya, "Acaba, banyoda biraz ıslatıp, bandajın çıkmasını kolaylaştırsak mı"" diye sorduysam da, o sakin, ve mantıklı bir şekilde sonuna geldiğimizi, enfeksiyon riski almaya gerek olmadığını söyledi.

Ve aslında çok da fena olmayan bir şekilde yaptık bugün. Ben biraz zorlandım, eldiveni yanlış takıp, yeni steril eldiven aramak, ufak tefek hiç yapmadığım hatalarla, bu kez işi kendim zorlaştırdım ama bitti. Bittiğinde Nehir'i öptüm.

Bu fasıl bittiğinde, saat 12 olmuştu, bavulları arabaya koyup, halaya veda pizzasi yedikten sonra, havaalanına yola koyulduk. Nehir "Başka emzik" derken uyumuştu bile. Halayı check-in'in önünde bıraktıktan sonra, "boş" eve dönmeyelim diye, kendimizi Ilgın'lara attık. Attık derken, dere tepe düz kaybolup, ennn sonunda anlamında. Yarım saatlik yol, bir saat oldu çünkü anne otoyol çıkışını muhtemelen kaçırıp, GPS'in bağlantı yol tarifiyle "acaip" yollardan götürdü arabayı, Nehir'i ve kendini. Ilgın'a varmak üzereyken, hala "Ben içeri girdim" diye telefon etmiş, "Aaa hala yolda mısınız" diye sormuştu.

Nehir "ladybug" çizmelerini çıkarmak istemedi önce, Altay alır mı acaba diye. Onu, "Bunlar kız çizmesi", "Hem de ona küçük" diyerek rahatlattıktan sonra çıkardı ancak. Bir ara Altay'ın üç yaş hareketliliği karşısında, "Korktum" dese de, yarım saat sonra bir de baktım Nehir evde koşuyor! Hem de kollarını ve ayaklarını bükerek!

Bu neden mi önemli. Çünkü Nehir ilk kez koşar gibi koştu. Hep bacaklar sopa gibi, eller yanda koşan Nehir'cim meğer bir "rol model" eksikliği içindeymiş. Halbuki Memorial Park koşanlarla dolu ama birebir kendi boyutlarında bir başka çocuk imiş aradığı.

Derken, Altay Nehir'e "kızgın" bakmaya başladı... hoppala derken...Ben Nehir'e "Aaa sen de kızgın bakmayı seviyorsun, hadi sen de bak" deyip de, Nehir kızgın bakınca, Altay güldü. Benim aklıma "deli deliyi görünce..." lafı geldi. Çocukların etkileşimlerinin güzelliği karşısında gülümsedim.

Ilgın'lara gitmiş olmak hem bana hem Nehir'e çok iyi geldi. Hmmm Nehir'in yediği un kurabiyesi, kol böreği, hurmalı kurabiyeyi söylesem mi söylemesem mi... söylemeyeyim, mercimek çorbasını reddedip bunları yemiş olduğunu en iyisi.

Uyku saatimize yakın, eve geldiğimizde, Nehir kendi kendine arabadaki şarkıyı söylüyordu, "Dediz ar pipıl, pipıl (with) çildrın"... Sonra da konuşuyordu, "Oğlum..." Bu da Ilgın'dan.

Halayı da yağmurla yolcu ettik. Su gibi gitsin! İyiki gelmiş, Nehir, Ilgın "Halan mı buradaydı" diye sorduğunda, yüzünde kocaman bir gülümseme, "Halam geldi" dedi. "Halası" teşekkür ederiz arkadaşlığın, güleryüzün için.

Saturday, October 3, 2009

Gün 106:

Nurgüncüm, Palin'in tantrumu ile söyleceğim..gülümsedim. Leyla NY'ta sizinle buluştuğunda, heyecanla, "Anne biliyor musun, Pelin de tantruma giriyor" demişti, "Yani aslında ağlayacak bir şey değilken ağlıyor" diye yeni öğrenmiş olduğu bu duruma kardeşi dışında, ve yaşça daha büyük bir çocukta rastlamış olmak onu heyecanlandırmıştı.

Bu sabah ise Sandra nasıl Nehir'le yaşıt oğlunun hala tantrumlarıyla uğraştığını anlattı bana.

Evet.

Zeynep Hala, "Çözücez" diyor. Ben çözmek mümkün olur mu bilmem, bu "dalga" da geçsin diye bekliyorum.

Bugün sabah kısa bir parktan sonra Canan Hanım'lara gittik. Nehir uyumamıştı. Yine de üç saate yakın bizimle, büyüklerle oturduktan sonra, ennn sonunda, hafif bir krizle veda ettik. Doğrusu hala da ben de memnunduk ama. Bugün en kısa tantrumunu geçirdi. Bunda Canan Hanım'ın poğaçalarının ve günlerdir sayıkladığı blueberrylerin de rolü var tabi!

Velhasıl, gün boyu kapalı bir hava, sonrasındaki yağmur ile "sonbahar" günü geçirdik bugün. Yarın halayı yolcu edeceğiz. Nehir'in dilinden "havuza girmek" ve "uçağa binmek" düşmüyor. Ablaların izin vermesini bekliyoruz. "Neden?" "Ne zaman?" "Babanın İstanbul'ua gidelim mi"... aklı başka yerde derler ya. Neyseki, arada "Parka gidelim mi?"ler var hala. Ya da "Ben acıktım, şuralara bakalım, bir şeyler yiyelim" diye restoran aramalar...

Nehir'im sağlıklı ve mutlu!

Friday, October 2, 2009

Gün 105: Yine, Yeni, Yeniden

the "Hala" uyuyor. Nehir uyuyor. Karar verdim, benim bir eksiğim yok.

Nehir tantrum kıyısında tüm gün. Accutane'e bağlıyorum, dozajı arttı, ve ikinci hafta. Yine de.. Sonuç: Tüm gün "Aman ya tantruma girerse, ne yaparız" korkusu ile dolaşıyoruz.

Cik cik cik, bu da "twitter"ın Türkçesi olsun.

Anne de uyusun, büyümese de dinlenir en azından.

Thursday, October 1, 2009

Gün 104: Anne-Baba Zamanı

Sıradaki parça, uzak bir diyardan, teni beyaz bir sanatçının sevgilisine "değişme" deyişini anlatıyor. Evet, Houston'da balkabakları dışında bir işaret belirmemişken, İstanbul'a ise sonbahar tam anlamıyla gelmişken, yolda kulağında ipod, üzerinde ceketiyle yürüyen genç-cene adama sevgilisinden bir armağan bu. Onlar güzel bir sonbahar günü, 2 Ekimde, bereketin simgesi yağmurlu bir havada, boğazın bir yakasından diğer yakasına değen güzel bir gökkuşağı altında evlenmişlerdi. Sözü daha fazla uzatmadan, Billy Joel'i dinliyoruz, "Don't go Changing"... fizy.com hala açık ise, dinleyebilirsiniz.

Don't go changing, to try and please me,
You never let me down before,
Don't imagine, you're too familiar,
And I don't see you anymore.

I would not leave you, in times of trouble,
We never could have come this far,
I took the good times, I'll take the bad times,
I'll take you just the way you are.

Don't go trying, some new fashion,
Don't change the colour of your hair,
You always have my, unspoken passion,
Although I might not seem to care.

I don't want clever, conversation,
I never want to work that hard,
I just want someone, that I can talk to,
I want you just the way you are.

I need to know that you will always be
The same old someone that I knew,
What will it take till you believe in me,
The way that I believe in you?

I said I love you, and that's forever,
And this I promise from the heart,
I couldn't love you, any better,
I love you just the way you are.

...

Nehir'im sağlıklı ve mutlu.